Şu an 3 kişi online
Lütfen
Giriş Yapın veya Kayıtlı Kullanıcı Olun.
Aile Ağaçları
Belgeler, Sözlü Tarih Anlatcılığı. Göç Öyküleri.
EYL
05
Aşiretler Meselesi
Osmanlıda Aşiretlerin İskanı Politikaları ve Dönemlere Göre Üç Farklı Yaklaşım
Anadolu'nun
fethi ile birlikte büyük dalgalar halinde
başlayan göç hareketleri, Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurulmasıyla
neticelenmiş, bu devletin parçalanmasından sonra
ise, bu nüfus potansiyeli beyliklerde toplanmıştır. Bundan sonra,
Anadolu'da Türk birliğini kuran Osmanıl Devleti zamanında da
Rumeli bölgesinde,
devlet otoritesinin ve idari teşkilatının mihrak taşını teşkil etmişlerdir.(1)
Osmanlı Cemiyetini teşkil eden unsurlardan biri oymaklar
yahut konar göçer halktır. Bunlar, yaşadıkları hayat tarzına
göre mevsimden mevsime yaylak ve kışlak arasında daimi olarak
hareket etmektedirler. Yaylak ve kışlak bölgeleri bazen
birbirlerinden çok uzakta bulunmaktadır. Erzurum yayalalarına,
Fırat nehrinin çıktığı yerlere yaylamağa giden bir oymak, kışlak için Suriye çöllerine
kadar inmekte idi. İktisadi hüviyetleri itibariyle hayvancılıkla
meşkul olan aşiretler birazda sürülerine otlak bulmak
endişesiyle zamanlarının mühim kısmını değişik yerlerde
sürdürmek zorunda kalıyorlardı. Bunda sahip oldukları at,
koyun, keçi, katır ve deveden ibaret sürülerine otlak ve su
bulmak kadar, onlara bağlı hayatlarını idame etmek endişesi
de muhakkak ki saklıdır.(2)
Osmanlı Imparotorluğu'nda 16. yüzyılda başlayan 17. ve
18. yüzyıllarda da devam eden bir iç iskan hadisesi görüyoruz.
Bunun sebebi iktisadi buhranlar(vergilerin artırılması),
çeşitli iç karışıklıkların ortaya çıkması(isyanlar, eşkiyalık hareketleri)
Devlete yeni gelir kaynakları elde etmek gayesi ile
harap ve boş alanların ziraate açılması ve yapılan savaşlar
sebebiyle özellikle hudud bölgelerinde içe doğru olan insan
akını(muhaceret) idi. (3)
Şimdi çok gerilere gidip Türkler' in hayatına girmiş eski bir
sözü hatırlatmak istiyorum: Türkler "İl gider töre kalır!" diyorlar. Bu söz,
Vezir Tonyukuk'da
şöyle kullanılmıştır."Biz Çinliler'in yüzdebiri kadarız.Bir şehir kurup oturursak orada düşman bizi
yok eder.Halbuki eski hayatımızı sürdürürsek zayıf olduğumuz
zamanlarda çekilir, güçlü olduğumuz zamanlarda ilerleriz."
Bu sözün ortaya koyduğu anlam: yerleşip de il bulunca
töreler gidiyor. Halbuki prensip toprak değil; töredir.
Türkler'de Şehircilik,Türk tarihinin başlangıcından, aşağı
yukarı bin sene sonra başlamıştır. Bu, gerçekten uzun bir zamandır.
Fakat kuzeyde Doğu Sibirya"daki avcılık ile geçinen
orman halkı nasıl bozkırlardaki yaşayışı tahammül edilemez bir
hayat tarzı telakki etmişlerse göçebe topluluklar da yerleşik
hayata aynı şekilde bakmakta idiler. Fazla olarak göçebe
yaşayışla mümkün olabileceğine inanıyorlardı. Bu böyle olmakla beraber
hemen her meselede olduğu gibi, şehir idareci
zümresi ve bilhassa hanlardan çıkmış ve onlar tarafından uygulama
safhasına konulmuştur. (4) 14. yüzyılda, Yakın doğu
Moğolları arasında, Moğol'un şehirlerde oturmasıyla ilgili,
Cengiz Han'ın
yasasına dayandırılan kuvvetli bir telakki
yaygındı. 15. yüzyılda Akkoyunlu Devleti kurucusu Kara Yülük
Osman Bey'in, oğullarına: "Sakın oturak yaşayışa geçmeyiniz.
Çünkü beylik ve hakimlik yörüklük ve Türkmenlik hayatı
geçirmekle olur" sözlerini sık sık söylediği bildirilir. Buradaki
yörüklük ve Türkmenlik sözleri ile göçebe hayat tarzı kasdedilmiştir.
(5)
(1) Doç. Dr. Yusuf Halaçoğlu, 18. yüzyılda Osmanlı
Imparotorluğu'nun Iskan Siyaseti ve Aşiretlerinin
Yerleştirilmesi Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1988, S.2
(2) Cengiz Orhunlu, Osmanlı imparatorluğun' da Aşiretlerin
Iskanı. Eren Yayıncılık, İstanbul 1987, s. 12
(3) Bkz. Doç. Dr. Yusuf Halaçoğlu a.g.e.s. 29-41
(4) Prof. Dr. Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, Türk Dün
yası Araştırmaları Vakfı yayını, İstanbul 1984, s. 7
(5) Prof. Dr. Faruk Sümer, Eski Türkler'de Şehircilik, Türk
Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını, İstanbul 1984, s.21
(6) Prof. Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar, Ana yayınları, İstanbul